Bu sabah, annem söyledi yapılacak işleri
Dedi "bak, bütün odalar makineyle süpürülecek,
Muftak ve koridor, yer beziyle silinecek"
Dedim "ah", dedim "eyvah.. bana kim yardım edecek?"
Dedi "Burak", dedi "Burak, bizim Burak.."
Gündemi birkaç ay geriden takip eden ilk ve tek kişisel blog
Etiketler: Saçmalıklar 2 yorum
İnsan sadece bu şarkıyı hayatında yaşamak için aşık olup sonra terkedilmeyi göze alabilir.. :)
Bir harabe bade döndürdü dil-i viranımı
Neyle teskin eyleyim bu dide-i giryânımı
Çünki aldırdım elimden sevgili canânımı
Ağla çeşmim ağla durma, gitti elden nazlı yâr
Çağla ey eşk-i terim, çağla misal-i cûy-i bar
İran'lı keman virtüözü Mücteba Mirzade'nin yorumuyla Mara Beboos (Öp Beni)
Nefsinin şehvetli arzularının, hevâ ve heveslerinin esiri olmuş bir adam varmış..
Birgün dışarıda durmuş beklerken yanına bir hanım gelip adres sormuş. Adam kadının elindeki adres kağıdına, sonra da kadına bakmış. Kadının güzelliğine aldanıp bunun kaçırılmaması gereken bir fırsat olduğunu düşünmüş ve "sağdaki cadde, 3. sokak.." diyerek kendi evini tarif etmiş. Kadın o sokağa girdiğinde adamın tarif ettiği evin kapısını çalmış...
Bu adam bütün hayatı boyunca hep arkadaşlarına o anı anlatıp "o günü asla unutamıyorum" demiş. Gün geçmiş, zaten çok kısa süren fanî hayat bitmeye yüz tutmuş, adam ölüm döşeğinde can çekişiyormuş..
Yakınları kelime-i şehadet getirmesi için adama ısrar ediyormuş, adam ne kadar kendini zorlasa da şehadet kelimesini söylemeye güç yetiremiyormuş, nihayet en sonunda Kur'an-ı Kerim'i eline almış, havaya kaldırmış, herkes bu manzara karşısında kelime-i şehadet duymayı beklerken adam şöyle demiş;
"Sağdaki cadde, 3. sokak"
Gençliğini kirli işlerde harcayan, kulluk vazifesini daima erteleyen insanlara ALLAH yaşlandığında da temiz bir hayat nasip etmez. Cennet bu kadar ucuz değil, "nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz" (hadis-i şerif)
Etiketler: Bu ülke, Dinim İslam 0 yorum
Birkaç günden beri yemeden içmeden bunu düşünüyorum. Tüm nöronlarımı bu işe vakfettim ve sonunda doğruyu buldum.
Acaba hangisi daha tutarlı; darwin'in evrim hikayesi mi, yoksa prensesin öpücüğüyle insana dönüşen kurbağa hikayesi mi… Cevap kurbağa hikayesi.
Çünkü kurbağanın insan oluşu kendiliğinden değil, öpücükle, yani bir dış etkene, bir sebebe bağlı olarak gerçekleşiyor. Kainatta herşey bir sebebe bağlıdır. Dünya üzerinde kendiliğinden insana dönüşen bir kurbağa vakasına rastlanmamıştır.
Darwin ise cansız moleküllerin (nasıl oluyorsa) yokluktan varlığa geçtiklerini, sonra bu cansız moleküllerin canlı hücrelere dönüştüklerini, sonra bu tek hücreli canlının balığa, sürüngene, maymuna ve insana dönüştüğünü söylüyor. Üstelik bu maymunlar hiçbir prenses tarafından öpülmemiş. Bence mümkün değil.
İnsanların küfre saplandığında ne kadar aptallaştıklarının en açık örneği değil mi bu? Hayvanlar düşünemezler, ama en azından saçmalamazlar da. Bu insanların neden hayvandan daha aşağı oldukları bu misalde gizlidir.
Eğer insanlar (ve diğer canlılar) kendi DNA'ları üzerinde denetim yetkisine sahipse neden hâlâ genetik hastalıklar var dünyada?
Etiketler: Saçmalıklar 1 yorum
Darwinistler ikiye ayrılır:
1. Türkler
2. Diğerleri
Diğerlerinin, yani batılıların neden evrimci olduğu çeşitli sebeplere bağlıdır. Yozlaşmış hristiyan inancına olan karşıtlık, batılıları tüm dinlerin saçma ve hayal ürünü olduğunu düşünmeye sevketmiş, bu vesileyle kainat hakkında materyalist açılımlar yapmaya mecbur kalmışlardır. Diğer bir sebep de zaten mizacında kendini ilahlaştırma olan batı insanının büyük ve tek bir yaratıcıyı kabullenememesi olabilir.
Buna benzer başka sebepler de bulunabilir, batılıları iyi gözlemlemiş başka kimseler de diğer gerekçeleri ikrar edebilirler.
Batılıların psikopatlığı beni pek ilgilendirmiyor, ama Türklerin neden Darwinist olduğu Müslümanların fikrî, siyasî çöküşüyle doğrudan bağlantılıdır diye düşünüyorum.
Türklerin evrimciliği, tamamen bir aşağılık kompleksinin sonucudur. Batılılar karşısında kendisini gerizekalıymış gibi hisseden bir takım bilim (!) adamlarımız (?) batılıları taklit etmeyi ilerlemenin, yükselmenin yegane amili saymışlardır.
Üniversite birinci sınıftayken, Biyofizik dersine giren hocamız bir hatırasını anlatmıştı. Gençliğinde doktorasını belçika'da bir üniversitede yapmış. Orda aynı üniversitede bir doçentle birlikte hücrede RNA'nın yazılım reaksiyonlarını inceleyip bu tepkimeleri sağlayan enzimi bulmaya çalışıyorlarmış. Aynı araştırmayı başka bir ülkede (şu an hatırlamıyorum) başka bir grup daha varmış.
Uzunca bir süre araştırmışlar, bizim hocayla birlikte çalışan doçent ilgili enzimi büyük ihtimalle bulduğunu söylemiş(yani yanılmış) Hocamızsa enzim bulunmadığını, acaba RNA'nın bu tepkimede kendi kendisini katalize etmesi, yani enzim gibi davranması mümkün olabilir mi diye düşünüyormuş. Ancak bunu bir türlü söylemeye cesaret edememiş. Çünkü o yıllarda RNA'nın önemi şimdiki gibi bilinmiyordu, yapısal bir molekülün enzim olmasının kesinlikle mümkün olmadığı düşünülüyormuş.
Bir süre daha o enzimi araştırmaya devam etmişler, hoca hiçbir zaman bu düşüncesini söyleyememiş. Diğer grup RNA'nın enzim aktivitesini tesbit edip Nobel'i ve 1,5 milyon dolar para ödülünü almış..
Malesef bu aşağılık kompleksi, her şeyde gösteriyor kendini. Batının görünürde ihtişamlı ama ruhsuz gelişmişliği bizim yetersiz bilim insanlarımızın gözlerini kamaştırıyor. Onlar her söylediğini doğru, her dediğini hakikat kabul ediyorlar.
Batılıların mağruriyeti karşısında batıl donelere tutunmaktan başka birşey yapamıyorlar. Sanıyorlar ki onlar gibi bilim adamı olmak, doğru da yanlış da olsa onlar düşünmek, onlar gibi konuşmak, onlar gibi yaşamayı gerektiriyor.
Daha kötüsü biz bu kompleksli, ezik kişilikli, acınmaya ve tedaviye muhtaç kişilere profesörlük ünvanı verip kendilerinden ders alıyoruz. Başını örtmek veya açmak ile çağdaşlık arasında doğrudan bir bağlantı kuracak fikir yoksulu olan bu hasta insanlar memleketimizin en yüksek tebaasını oluşturuyor. Çok acı bir durum.
Ben olmasaydım, dünya sizin için çok güzel olurdu. Rahatsız edici varlığımdan kurtulmak bir yana, birbirinden cazip çeşitli avantajlar da önünüze serilirdi.
1) Kişi başına düşen gıda ve su miktarı artardı. Dünyanın kıtlık ve kuraklıktan şimdiki kadar endişelenmesine lüzum kalmazdı.
2) Atmosferdeki oksijen düzeyi yükselirdi.
3) Dünyadaki akıllı insan yüzdesi de artardı.
4) Toplu taşıma araçlarında bir kişilik koltuk boşalacağı için daha kolay oturacak yer bulabilirdiniz.
5) Kişi başına düşen milli gelir, gayri safi milli hasıla ve ayrıca yurtiçi tüketim azalacağından ihracat artardı. Dolayısıyla cari açık azalır ve hem halkımızın refah seviyesi yükselirdi, hem de ülkemizin dünyadaki saygınlığı artardı.
6) Galaksinin toplam kütlesi azalacağından manyetik alan şiddeti düşerdi. Böylece insanlar daha az başağrısı ve halsizlik hissederdi. Kusma, bulantı, vertigo, demans şikayetleri azalırdı.
7) Bir önceki maddenin sonucu olarak; hastanelere binen insan yükü azalırdı. Talep azalacağından sağlık hizmetlerinin kalitesi yükselirdi. Böylece sosyal güvenlik kurumları devlet için daha az maddi külfet oluştururdu.
8) Kainata verdiğim tahribat, çevre kirliliği, evdeki dağınıklık ve bulaşıklar azalırdı.
9) Bu ve benzeri sebepler, toplumdaki müthiş ilerleme potansiyelini açığa çıkarır, ülkemiz kısa zamanda sanayileşmiş ülkeler arasına katılırdı.
Ama ben tüm bu güzellikleri göremezdim.
Etiketler: Saçmalıklar 1 yorum